Geçen gece arkadaşlarımla İlhan Şeşen-Vedat Sakman konserine gittim.
Sandığımın aksine İlhan Şeşen çok komik ve neşeliydi.Sesine zaten lafım yok,dupduru ve çok güzel.
Sonra eve geldim,hemen çay koydum.Bu evin en çok bu tarafını seviyorum:Her daim kaynayan bi demlik çayımız var.Yatma saatlerim ve uyku düzenim tamamen değiştiği için gece gündüz çay kaynıyor.Ha bir de cidden gece 3ten evvel uyuyamıyorum.Mesela saat 1 se "He erken daha ya" falan yapıyorum kendi kendime.
Neyse çayı koyup oturur oturmaz annem,"Kızlar ben hastaymışım" dedi.
"Ne hastası?"
"Takıntı hastası"
"E biz onu biliyoduk zaten,yeni bişi değil ki.De nerden bu kanıya vardın?"
O gün eline bi gazete geçmiş,bir doktor yazısı okumuş.Belli başlı emareleri yazmış adam,şu şu şu özelliklere sahipseniz takıntılı bir insansınız ve uzun vadede de bunun hastası olursunuz demiş.
"Fark ettim de ben herkesin derdini dert ediyorum" dedi "Anlatıyolar ya mesela,gece gündüz düşünüyorum 'Naptı acaba?' 'Nasıl oldu acaba?' diye.En basitinden bak mesela şu duvardaki boşluk gözüme takılıyo aylardır.Gittikçe artıyor,bu da beni takıntılı bir insan haline getiriyor demek ki"
Aslını isterseniz bu annemde hep olan ama uyarmamıza rağmen yıllardır fark etmediği bir şeydi.Ufak ufak başlıyorsunuz bir şeyleri takmaya,küçük şeyleri.Ne bileyim,mesela tozu alınmamış bir sehpaha olabilir bu,ya da yamuk duran bir tablo gibi.Sürekli düşünüp,sürekli düzeltmeye çalıştıkça da gitgide daha bağımlı hale geliyorsunuz.
Katrina öyleydi mesela.Annem öyle değil Allahtan,daha çok başkasının derdine takan cinsten ama Katrina o konuda çok beterdi.İnsanların dertlerine o kadar kafa yormazdı ama temizlik konusundaki takıntısı yeter de artardı yani.Hele ki birine takmışsa eyvahlar olsun."Valla bunu bi an önce sonlandır,Katrina gibi olma" diye güldüm anneme.
Yıllar önce gittiğim bi psikolog "Tekrarlayan hareketler alışkanlığa dönüşür" demişti.Bunu,psikologa gitmeden çoook önce fark edip,13 yaşımda başlayan simetri hastalığıma 14 yaşında son vermiştim.Cidden ben 13 yaşında simetri hastası oldum,bilirsiniz hani şu "tüm objeler aynı sırada durmalı,düz durmalı" hikayesi.Neden bilmem,bu sorunu kendi kendime edindim.Bir iki üç derken baktım aaa!ben simetri hastasıyım.Annem sinirlenmeye başlamıştı."Yeni yeni huylar edindin kendine" dedi.Sonra baktım ben üstüne gittikçe daha da bağımlı oluyorum,bak o zaman kimse de bişi dememişti bana psikolog falan,dedim ki kendi kendime:"Bu gece gözünü alıp seni sinirlendirecek hiçbir şeye bakma.Yokmuş gibi davran" ve böyle böyle bıraktım bu hastalığı:Yok sayarak.
Anneme bundan bahsettim:"Gözüne bişi batıcaksa,kafanı çevir ve görme.Üstüne gittikçe artıcak yoksa".
Çok uzun konuştuk.Aslında kendisine hiç zaman ayırmadığından bahsettik.Saçma sapan bir sürü şeye koşturmak zorunda değildi,hep bizi düşünmesine gerek yoktu.Kendisinin tonla derdi olsa,bizim dışımızda kimse kendi derdiymiş gibi dert edinmezdi,onun insanlara yaptığı gibi.Onun farkında olduklarının biz çoktan farkındaydık.Daha neler neler...
En az 1 saat tartıştık,fena gaz verdik.
Mesela beli ağrıyodu,"Seni yarın spora yazdırıyoruz,yüzüp spor yaparsın" dedik.Ertesi gün de hemen gittik,baya da güzel bi tesisti kocaman böyle,her türlü imkanı var.İstediği zaman da gidicek,şahane.Yazdırdık,bugün de gidicek.Çok istiyordum kendisi için bişi yapsın,nihayet gazla mazla yine de gitti.
Onun adına çok mutluyum,iyi ki yaptı.El birliğiyle gidicek takıntısı,zaten şimdiden dikkat etmeye başladı.
Yani demem o ki sizin bildiğinizi aslında diğerleri çoktan biliyor.
Sadece belki de bunu önce sizin dillendirmenizi ya da fark etmenizi bekliyorlar.
Başlamalı bir yerden.
31 Oca 2014
16 Oca 2014
Ne güzelsiniz siz!
Bugün çok uzun zamandır göremediğim canım arkadaşlarımı gördüm.
Bunlar üç tane zeki kız.Cidden zekiler ama.Onlarla olunca hep dinlemek istiyorum,hep öğrenmek bir şeyler.
Bugün onlarla geçirdiğim beş saat boyunca bıkmadan ve durmadan konuştuğumuz şeyler arasında siyaset,kadın erkek ilişkisi gibi belli başlı "ana" konular vardı.
Çünkü ikisi evli.Yaşları da benden büyük.
Aklımda olan sorular,içimdeki evhamlar anladım ki onlarda da var.
Anladımki aslında aynıyız,tastamam aynı.Kendimi ayrık otu olarak görmem anlamsızmış.İçimden çoğu kez durup dururken geçen "Aslında hepimiz birbirimizin aynısıyız ama neden olduğundan farklı göstermeye çalışıyoruz ki?" sorusunun cevabının "Hayır ya aslında tıpa tıpız" olması içimi ferahlattı.'Oh be' dedim,'haklı çıktım.'
Bugün hem büyük bir ciddiyetle konuştum,hem de kahkaha attım.Çok merak ettiğim soruları da sordum ama.
Biri konuşurken "Şu anda beni anlatıyosun.Şu anlattığın resmen benim" dedim hayretle.O da yıllar boyu hiç kısıtlanmamış,bana ekstra olarak ailesinden ayrı yaşamışken 4 yıldır çıktığı çocukla evlenmişti."Evliliğin ilk altı ayında hiç etmediğimiz kavgaları ettik.O kadar bağımsız yaşamışım ki,birinden izin almak zor geliyordu.Hala da alışamadım ama bir yerde uyuşmamız gerekiyor" dedi.
Diğeri,"İkna etmek zaman alıyor,haliyle yorucu ve stres yapıyor" dedi.
İkisinin de ikna olduğu nokta "Çok bağımsız yaşayan bizim gibi insanlar için evlilik ilk başta zor" du.
Erkeklerin çok basit mekanizmalar olduğunda karar kıldık.Hepimiz biliyorduk ki ne olursa olsun bu ülkede erkek çocukları "ERKEKKK"-"OĞĞLUMMMM" nidalarıyla büyüyordu ve haliyle egoları yeteri kadar okşanmıştı.Az ya da çoktu ama fark etmiyordu.Yıllar sonra bir kadının çıkıp da "Ben kendi kendime yeterim" demesi, hayatları boyunca görmek istedikleri ego okşanmasının kaybına neden olduğundan onları bir yarışa sürüklüyor ve kavgaya hıra güre davetiye çıkıyordu.Yıkılıyordu ilişki içten içe,çöküyordu.Erkek,kadını rakip olarak görmeyip de olduğu gibi kabul ettiği ve kadının da aynı yolu izlediği kadar yürüyordu beraberlik.
Erkekler ne kadar güçlü görünürse görünsün,egolarını zedelemeye bir kelime yeterdi ve biz kadınlar bunu bilirdik.Yüceltmek de bir kelimeyle olurdu mesela.
Kadınların elde edemeyeceği erkek yoktu.Kafayı takarsa allem eder kallem eder,gerekirse yıllar alır ama yine elde ederdi çünkü kadın zekiydi.Erkeki ise; ona aslında kendini bilerek,sırf saçmalamasın diye güçsüz gösteren kadının karşısında egosu altında kasım kasım kasılırken,kadın ne yaptığını bilmenin zaferiyle aslında o erkeği o anda "idare ediyordu".Biliyordu da nasıl yapıldığını,erkeğin o anda yaptığının ama bilmiyormuş gibi yapıyordu.Öyle olması gerekiyordu.
Bolca sevgi sözcüğü söylemek gerekiyordu.Öpüp koklanmalıydı sevilen kişi.Çünkü aşk,diğer bütün duyguların dışında çok özel ve güzel bir duyguydu(Bu son cümle sadece arkadaşlarımın.Bu konu hakkında hiçbir şey söylemedim).Bütün bunların yanında,sevdiğin insanla aynı evde yaşamak,onunla bir şeyler paylaşıyor olmak muhteşemdi.
Baktım da hakikaten ortak duygular,"ilişkide uygulanamayan stratejiler"-yani en azından ben ve aramızdan bazılarının yapamadığı- ile herkes aynı,birebirdi ve bu işin matematiği bu kadar basitti.
Ne güzeldi kızlar yaa!Ne güzeldi onların beyinleri,düşünceleri.
İçim dışım ışık doldu.
Bunlar üç tane zeki kız.Cidden zekiler ama.Onlarla olunca hep dinlemek istiyorum,hep öğrenmek bir şeyler.
Bugün onlarla geçirdiğim beş saat boyunca bıkmadan ve durmadan konuştuğumuz şeyler arasında siyaset,kadın erkek ilişkisi gibi belli başlı "ana" konular vardı.
Çünkü ikisi evli.Yaşları da benden büyük.
Aklımda olan sorular,içimdeki evhamlar anladım ki onlarda da var.
Anladımki aslında aynıyız,tastamam aynı.Kendimi ayrık otu olarak görmem anlamsızmış.İçimden çoğu kez durup dururken geçen "Aslında hepimiz birbirimizin aynısıyız ama neden olduğundan farklı göstermeye çalışıyoruz ki?" sorusunun cevabının "Hayır ya aslında tıpa tıpız" olması içimi ferahlattı.'Oh be' dedim,'haklı çıktım.'
Bugün hem büyük bir ciddiyetle konuştum,hem de kahkaha attım.Çok merak ettiğim soruları da sordum ama.
Biri konuşurken "Şu anda beni anlatıyosun.Şu anlattığın resmen benim" dedim hayretle.O da yıllar boyu hiç kısıtlanmamış,bana ekstra olarak ailesinden ayrı yaşamışken 4 yıldır çıktığı çocukla evlenmişti."Evliliğin ilk altı ayında hiç etmediğimiz kavgaları ettik.O kadar bağımsız yaşamışım ki,birinden izin almak zor geliyordu.Hala da alışamadım ama bir yerde uyuşmamız gerekiyor" dedi.
Diğeri,"İkna etmek zaman alıyor,haliyle yorucu ve stres yapıyor" dedi.
İkisinin de ikna olduğu nokta "Çok bağımsız yaşayan bizim gibi insanlar için evlilik ilk başta zor" du.
Erkeklerin çok basit mekanizmalar olduğunda karar kıldık.Hepimiz biliyorduk ki ne olursa olsun bu ülkede erkek çocukları "ERKEKKK"-"OĞĞLUMMMM" nidalarıyla büyüyordu ve haliyle egoları yeteri kadar okşanmıştı.Az ya da çoktu ama fark etmiyordu.Yıllar sonra bir kadının çıkıp da "Ben kendi kendime yeterim" demesi, hayatları boyunca görmek istedikleri ego okşanmasının kaybına neden olduğundan onları bir yarışa sürüklüyor ve kavgaya hıra güre davetiye çıkıyordu.Yıkılıyordu ilişki içten içe,çöküyordu.Erkek,kadını rakip olarak görmeyip de olduğu gibi kabul ettiği ve kadının da aynı yolu izlediği kadar yürüyordu beraberlik.
Erkekler ne kadar güçlü görünürse görünsün,egolarını zedelemeye bir kelime yeterdi ve biz kadınlar bunu bilirdik.Yüceltmek de bir kelimeyle olurdu mesela.
Kadınların elde edemeyeceği erkek yoktu.Kafayı takarsa allem eder kallem eder,gerekirse yıllar alır ama yine elde ederdi çünkü kadın zekiydi.Erkeki ise; ona aslında kendini bilerek,sırf saçmalamasın diye güçsüz gösteren kadının karşısında egosu altında kasım kasım kasılırken,kadın ne yaptığını bilmenin zaferiyle aslında o erkeği o anda "idare ediyordu".Biliyordu da nasıl yapıldığını,erkeğin o anda yaptığının ama bilmiyormuş gibi yapıyordu.Öyle olması gerekiyordu.
Bolca sevgi sözcüğü söylemek gerekiyordu.Öpüp koklanmalıydı sevilen kişi.Çünkü aşk,diğer bütün duyguların dışında çok özel ve güzel bir duyguydu(Bu son cümle sadece arkadaşlarımın.Bu konu hakkında hiçbir şey söylemedim).Bütün bunların yanında,sevdiğin insanla aynı evde yaşamak,onunla bir şeyler paylaşıyor olmak muhteşemdi.
Baktım da hakikaten ortak duygular,"ilişkide uygulanamayan stratejiler"-yani en azından ben ve aramızdan bazılarının yapamadığı- ile herkes aynı,birebirdi ve bu işin matematiği bu kadar basitti.
Ne güzeldi kızlar yaa!Ne güzeldi onların beyinleri,düşünceleri.
İçim dışım ışık doldu.
13 Oca 2014
Merhaba.Benim adım işsiz.
"Belirsizlik dönemi" diye bir şey var ve bu hayatta başıma en sık gelen şeylerden biri.
İngiltere'ye gitme evresinde kardeşimin okulunun bitmesini beklemek zorunda kaldım mesela.Kimseye yük olmayayım,para biriktireyim diye de çalıştım durdum.O evre hep çalışıp,okuyup,gözlem yaparak geçti.Sorularıma sorular eklendi,o beynim bir dakika susmadı.
Neyse sonra İngiltere'ye gittim.Tam bir öğrencilik dönemi yaşadım,kendimi başkalarının;beni hayatları boyunca daha önce görmemiş insanların gözünden gördüm,merak ettim onların aynasından nasıl yansıdığımı.Beklediğimden iyiydi.Hatta kat be kat diyebilirim buna.
Ya işin enteresan tarafı insanlar beni baya sıcak buluyor.Fakat o gün kötü günümdeysem,-ilk tanışmaysa bu bir de- fena halde aksi olabiliyorum.Haliyle bi "elektriğimiz tutmadı" muhabbeti dönüp duruyor.Doğrudur.Laf da sokabilirim,tersleyedebilirim.İşin garibiyse daha sonrasında mahcup oluşum,"Hayır yani ne gerek vardı ki şimdi buna?" diye kendi kendime soruşum.Ha ama şöyle bir şey de var ki bazı insanlar için inanılmaz soğuk,burnu düşse yere almaz görünüyomuşum dışardan.Bak bu çok doğru.Mesela beni metroda otururken görseniz-ya da yürürken-,yüzümdeki ifadeden dolayı çok sert ve esprinin e sinden anlamaz bi tip olduğum sonucuna varabilirsiniz.Madalyonun iki yüzü gibi her insanın iki yüzü var ve bu da benim değiştiremeyeceğim gerçeklerim olarak kaldı.
Amaaaan konu bu değildi.Nerden nereye geldim öf.
O hep beni bulduğundan bahsettiğim ara dönem yine geldi beni buldu:Yurtdışındayken "öğrenci"ydim.En azından bi vasfım vardı yani.Fakat burada işler değişti.E artık yurtdışı gördün,dil öğrendin-ki anneme göre teklemiyormuşum da konuşurken,anlamıyormuş ne dediğimi ama arada yakalıyormuş birkaç kelime- daha ne bekliyorsun muhabbetlerinin günyüzüne çıkmaya çok yakın olduğu bir zamanda,arafta dolanıp duruyorum.Sanmayın ki boş oturuyorum:Durmadan iş başvurusu yapıyorum,o kadar çok mühendis aranıyor ki "Kahretsin neden mühendis olmadım ki" diye kendi kendime söylenirken babam ordan "Ben sana zamanında demiştim,fen matematik seçebilecek ortalaman vardı gittin eşit ağırlık seçtin,olurdu senden bi endüstri mühendisi" diyor.Al işte,yine ciddiye aldı."Kendimi bildim bileli sözelciyim,ne feni matematiği yaa dalga geçiyorum" diye bir de uzuuun uzun açıklama yapıyorum.Hayatı boyunca benim bir hukukçu ya da endüstri mühendisi olabileceğime inandı çünkü.Ona göre yazarlık çok da bir iş değil.Kendisi bir mühendis bey olduğu için zeka tamamen matematiksel işliyor,sözelin aslında ne kadar da kıymetli bi hazine olduğunun farkında değil.Neyse kendi tercihi demek lazım.
İş başvurularının yanısıra hayatımı okumaya adadım.Zaten sürekli okurdum,hala devam ediyorum.Arkadaşlarımla buluşuyorum.Mesela bu haftanın tamamını onlara ayırdım,hep dışarı çıkıcam diye annem,"Yeter ya bi gece de evde oturun" diye söylenmeye başladı.Yüzümüzü görememiş.
İşsizlik bir insanın başına gelebilecek en kötü şey olsa gerek çünkü mesela geçen gün ilaç yazdırmaya Yasemin hanıma gittim yine ve tüm kibarlığımla "Acaba şu ilaçları yazar mısınız?" dedim.Kadın bana çok kibar ve güler yüzlü davrandı,aslında ilk gittiğimde gayet soğuktu "Kısa kes aydın havası olsun" culardandı.Bu kadınla beraber edindiğim hayat dersi de,insanların davranışlarının senin onlara davrandığın şekle hemencecik bürünüverdiği gerçeği.Soğuksan soğuk,kibarsan kibar.
"Lise öğrencisi misin?" dedi.Haydaaaa!Geçen sefer "Üniversite kaç?" demişti,demekki iyice zayıfladım 18 falan gösteriyorum diye sevinirken "Bitti okul" dedim."Branş?"-"ÇEKO"-"Meslek?"-"Çalışmıyorum." Allah kahretmesin,bunu söylemekten nefret ediyorum!İsterdim mesela diyeyim "İK Sorumlusuyum" falan.İnadına da sordukça soruyor.Ter içinde kaldım,Allahtan bitirdi de rahat ettim.
Çıkınca aldı yine beni düşünceler:Elim ayağım sağlamken bi iş bulmam şarttı.Başkasının sana para vermesi bu yaştan sonra koyuyor.Nefret ediyorum.
Bugün kızlarla konuştuk da,evlilik baskıları da yavaştan artmaya başladı onlara göre."Valla ben baskı falan hissetmiyorum" dedim,yapsalar bile sallayacak halde değilim.İçim çocuk,o sorumluluk bambaşka bana göre.Fakat onlardan biri şu anda inanılmaz aşık,gözlerinin içi gülüyor ve o kadar mutluyum ki onun adına..."Evlilik sandığın kadar kötü değil bence,mesela ben sevdiğim adamla uyumak isterim.Kim istemez ki bunu?" dedi.Cevap vermedim.Bişi söylemek istemiyorum bu konu hakkında.
Neyse işte.Ha bu arada İrina telefonuma İspanyolca uygulamalar yüklediği için her gün düzenli olarak çalışıyorum,defter kalem aldım yavaş yavaş öğreniyorum."Kızlar süt içer"-"Onlar gazete okur" gibi şeyleri öğrenmeye kadar vardırdım olayı,okuyunca anlıyorum,konuşma daha yavaş olacak tabi ve normal de çünkü hoca falan yok başımda.Gittiği yere kadar ama azimliyim,başarıcam.
İşte böyle.Daha yazarım da başınız ağrımasın.Dinleyip napıcaksınız "Bir işsizin anılarını" di mi?
Umarım güzel gelişmelerle yeniden karşınızda olurum.
Esen kalınız.
İngiltere'ye gitme evresinde kardeşimin okulunun bitmesini beklemek zorunda kaldım mesela.Kimseye yük olmayayım,para biriktireyim diye de çalıştım durdum.O evre hep çalışıp,okuyup,gözlem yaparak geçti.Sorularıma sorular eklendi,o beynim bir dakika susmadı.
Neyse sonra İngiltere'ye gittim.Tam bir öğrencilik dönemi yaşadım,kendimi başkalarının;beni hayatları boyunca daha önce görmemiş insanların gözünden gördüm,merak ettim onların aynasından nasıl yansıdığımı.Beklediğimden iyiydi.Hatta kat be kat diyebilirim buna.
Ya işin enteresan tarafı insanlar beni baya sıcak buluyor.Fakat o gün kötü günümdeysem,-ilk tanışmaysa bu bir de- fena halde aksi olabiliyorum.Haliyle bi "elektriğimiz tutmadı" muhabbeti dönüp duruyor.Doğrudur.Laf da sokabilirim,tersleyedebilirim.İşin garibiyse daha sonrasında mahcup oluşum,"Hayır yani ne gerek vardı ki şimdi buna?" diye kendi kendime soruşum.Ha ama şöyle bir şey de var ki bazı insanlar için inanılmaz soğuk,burnu düşse yere almaz görünüyomuşum dışardan.Bak bu çok doğru.Mesela beni metroda otururken görseniz-ya da yürürken-,yüzümdeki ifadeden dolayı çok sert ve esprinin e sinden anlamaz bi tip olduğum sonucuna varabilirsiniz.Madalyonun iki yüzü gibi her insanın iki yüzü var ve bu da benim değiştiremeyeceğim gerçeklerim olarak kaldı.
Amaaaan konu bu değildi.Nerden nereye geldim öf.
O hep beni bulduğundan bahsettiğim ara dönem yine geldi beni buldu:Yurtdışındayken "öğrenci"ydim.En azından bi vasfım vardı yani.Fakat burada işler değişti.E artık yurtdışı gördün,dil öğrendin-ki anneme göre teklemiyormuşum da konuşurken,anlamıyormuş ne dediğimi ama arada yakalıyormuş birkaç kelime- daha ne bekliyorsun muhabbetlerinin günyüzüne çıkmaya çok yakın olduğu bir zamanda,arafta dolanıp duruyorum.Sanmayın ki boş oturuyorum:Durmadan iş başvurusu yapıyorum,o kadar çok mühendis aranıyor ki "Kahretsin neden mühendis olmadım ki" diye kendi kendime söylenirken babam ordan "Ben sana zamanında demiştim,fen matematik seçebilecek ortalaman vardı gittin eşit ağırlık seçtin,olurdu senden bi endüstri mühendisi" diyor.Al işte,yine ciddiye aldı."Kendimi bildim bileli sözelciyim,ne feni matematiği yaa dalga geçiyorum" diye bir de uzuuun uzun açıklama yapıyorum.Hayatı boyunca benim bir hukukçu ya da endüstri mühendisi olabileceğime inandı çünkü.Ona göre yazarlık çok da bir iş değil.Kendisi bir mühendis bey olduğu için zeka tamamen matematiksel işliyor,sözelin aslında ne kadar da kıymetli bi hazine olduğunun farkında değil.Neyse kendi tercihi demek lazım.
İş başvurularının yanısıra hayatımı okumaya adadım.Zaten sürekli okurdum,hala devam ediyorum.Arkadaşlarımla buluşuyorum.Mesela bu haftanın tamamını onlara ayırdım,hep dışarı çıkıcam diye annem,"Yeter ya bi gece de evde oturun" diye söylenmeye başladı.Yüzümüzü görememiş.
İşsizlik bir insanın başına gelebilecek en kötü şey olsa gerek çünkü mesela geçen gün ilaç yazdırmaya Yasemin hanıma gittim yine ve tüm kibarlığımla "Acaba şu ilaçları yazar mısınız?" dedim.Kadın bana çok kibar ve güler yüzlü davrandı,aslında ilk gittiğimde gayet soğuktu "Kısa kes aydın havası olsun" culardandı.Bu kadınla beraber edindiğim hayat dersi de,insanların davranışlarının senin onlara davrandığın şekle hemencecik bürünüverdiği gerçeği.Soğuksan soğuk,kibarsan kibar.
"Lise öğrencisi misin?" dedi.Haydaaaa!Geçen sefer "Üniversite kaç?" demişti,demekki iyice zayıfladım 18 falan gösteriyorum diye sevinirken "Bitti okul" dedim."Branş?"-"ÇEKO"-"Meslek?"-"Çalışmıyorum." Allah kahretmesin,bunu söylemekten nefret ediyorum!İsterdim mesela diyeyim "İK Sorumlusuyum" falan.İnadına da sordukça soruyor.Ter içinde kaldım,Allahtan bitirdi de rahat ettim.
Çıkınca aldı yine beni düşünceler:Elim ayağım sağlamken bi iş bulmam şarttı.Başkasının sana para vermesi bu yaştan sonra koyuyor.Nefret ediyorum.
Bugün kızlarla konuştuk da,evlilik baskıları da yavaştan artmaya başladı onlara göre."Valla ben baskı falan hissetmiyorum" dedim,yapsalar bile sallayacak halde değilim.İçim çocuk,o sorumluluk bambaşka bana göre.Fakat onlardan biri şu anda inanılmaz aşık,gözlerinin içi gülüyor ve o kadar mutluyum ki onun adına..."Evlilik sandığın kadar kötü değil bence,mesela ben sevdiğim adamla uyumak isterim.Kim istemez ki bunu?" dedi.Cevap vermedim.Bişi söylemek istemiyorum bu konu hakkında.
Neyse işte.Ha bu arada İrina telefonuma İspanyolca uygulamalar yüklediği için her gün düzenli olarak çalışıyorum,defter kalem aldım yavaş yavaş öğreniyorum."Kızlar süt içer"-"Onlar gazete okur" gibi şeyleri öğrenmeye kadar vardırdım olayı,okuyunca anlıyorum,konuşma daha yavaş olacak tabi ve normal de çünkü hoca falan yok başımda.Gittiği yere kadar ama azimliyim,başarıcam.
İşte böyle.Daha yazarım da başınız ağrımasın.Dinleyip napıcaksınız "Bir işsizin anılarını" di mi?
Umarım güzel gelişmelerle yeniden karşınızda olurum.
Esen kalınız.
9 Oca 2014
Uzun bir aradan sonra
Allahım yarabbim neler neler oldu da size yazmaya mecal bulamadım.
Ertele ertele durdum."Bugün yazarım"-"Ay yok ayol yarın yazarım" diye diye erteledim,kısmet bugüneymiş.
------ Efendim İngiltere topraklarından Türkiye'ye kesin dönüş yaptım.Gelmeden 1 hafta önce Katrina ve kızı Paris'e,oradan da Tayland'a geçeceklerinden ötürü kardeşimin evine taşındım.O hafta içinde de iki kere gece klübüne gittim ve bugüne kadar gitmemekle aslında hiç de bir şey kaçırmadığımı anlamış oldum.Ne kadar öpüşen sevişen varsa hepsini gördüm,sadece 2 saat dans edip oturduğum yerden gözlem yaptım."Vay be,bu da insanlığın başka bir hali" falan diye kendi kendime söylendim.Yanıma gelip saçma salak sorular sormaya yeltenen,hiç tanımadığım Brezilyalılara tip tip baktım,dansa kaldıran arkadaşlarıma direndim,direnemediklerimle beş dakika oynadım ve tekrar yerime oturdum.İzlemesi eğlenceliydi dans edenleri.Fakat kendisi değil.
Birdahaki sefere kısmetse 4 sene sonra.hahahha
-------Türkiye'ye dönmeden bir gece önce okulun yurdunun kapısının önünde ve yağmurun altında Audrey "La Vie En Rose"u söylerken Evaganiya ağlıyordu.Kardeşimle bana bakıp bakıp "Bu ikisinden nasıl ayrılıcam?" diye sordu.Ortamdaki üzgün havayı dağıtmak için saçma espriler yaptım,güldürdüm herkesi.Gitmemiz gerekiyordu ama kimse "Hadi" demeye cesaret edemiyordu.Sonunda saat iyice ilerleyip yapacak bir şey kalmadığında tek tek herkesle vedalaşmaya başladım.Klasik ayrılık lafları ve "Türkiye'ye gelicem"ler söylendi,sevindim ve hatta davet de ettim.En son Gabriel'e geldim.Ki kendisi 25 dursa da 19unda,üçüncü derslerde yan sıra arkadaşım ve sürekli "Gabroşşşş ayyyy" diye diye espriler yapıp sarıldığım bir tip."Gel" diye sarılmak istedim,"No!" diye arkasını döndü."Noldu ya?" dememe kalmadan bi baktım ki ağlıyor.Kıyamam ya,yanaklarından yaşlar nasıl süzülüyo yavruşumun bi görseydiniz!Kafasından öptüm,sarıldım ona."Yine görüşücez" dedim,"Türkiye'ye gel" dedim."Tamam" deyip ağlamaya devam etti,çok tatlıydı çok yaa.Kıyamam.
O zamana kadar ağlamayan ben,herkesi geride bırakıp el sallarken ağlamaya başladım.Zordu.İngiltere'den ayrılmak da tanıdığım onca müthiş insandan ayrılmak da...Zaman uçtu sanki,gitme zamanı geliverdi.
O kadar güzel bir hayat tecrübesi ki kelimelerle anlatmak mümkün değil.Yepyeni hayatlar,maceralar,yemekler,yepyeni yerler,anılar...Ahh ahh!
----------Yeni evimize annemin kapıyı bir iki üç diye saymasıyla girdik.O kadar beğendim ki nasıl anlatsam...Tam bir ikea evi.Hep görüp de "Ayyy böyle olsa ya" dediğim cinsten.En güzel tarafı da paldır küldür yürümek için alanı var,KORİDORU BİLE VAR.Çünkü eski evde odalar arası üç adımdı,burdaysa koridoru banyosu mutfağı falan her yer geniş geniş.Deli gibi büyük balkonu da var,henüz imar izni çıkmadığı için bahçeye çim ekilememiş,balkon kapatılamamış ama...beklerim bee.O kadar güzel ki...
-----------Buluşmam gereken o kadar çok kişi vardı ki,fakat velakin zamanım olmadı çünkü geldiğim hafta yatak döşek grip oldum.Kafamı tutamadım,saçlarımı kestirmeye gittim,beklerken gözlerimden yaşlar aktı,sallanıp durdum grip olan çocuklar gibi.Annem durup durup "Tamam kızım,gidicez kızım" dedi,perişandı halim.Bilimum ilaçları içip uyuyordum.Yaptığım tek şey buydu.Hatta saçlarımı kestirdiğimin ertesi günü eve bissürü misafir geldi,atıyorum beş saat oturdularsa ben sadece 1 saat oturabilmişimdir çünkü gittim ve uyudum binbir özür dileyerek.Duramıyordum ki...Sağolsunlar onlar da çok anlayışlı insanlardır,odaya gelip gelip üstümü örttüler,"Ahh yavruum" diye.Neyse ki şimdi bomba gibiyim Allaha şükür.
Bir de iyileşmem gerekiyordu çünkü yılbaşından bir gün sonra İrina geldi Bursa'ya.3 gün kadar İstanbul'da kaldı,ordan buraya geçti.Yaklaşık olarak 6 gün kaldı bizde.Annemle birbirlerini çok sevdiler-her ne kadar birbilerinin dillerinden anlamasalar da-,dayımla rusça konuştu ve okuduğu okula şaştı kaldı,dolmuşu taksi sanıp arabaya binen adam için "O neden bizimle geliyo?" dedi,inerken "Byyyyee" dedi.Mevlana tekkesine götürdük,sema edenler içeri girer girmez türkçe "Hoş geldiniiiiizzz" deyince tüm teyzeleri güldürdü.Her yeri gezdik birlikte.
Giderken de ağlattı ve de ağladı.Canım benim,yine gelsin...
------Ve şimdi buluşmam gereken o kadar çok insan var ki,ayarlıyorum gücüm yettiği kadar.
Ha bu arada iş başvuruları da yapıyorum tabi.İnşallah çıkıcak bir yerlerden efendim.
Saygılar sevgiler.
Ertele ertele durdum."Bugün yazarım"-"Ay yok ayol yarın yazarım" diye diye erteledim,kısmet bugüneymiş.
------ Efendim İngiltere topraklarından Türkiye'ye kesin dönüş yaptım.Gelmeden 1 hafta önce Katrina ve kızı Paris'e,oradan da Tayland'a geçeceklerinden ötürü kardeşimin evine taşındım.O hafta içinde de iki kere gece klübüne gittim ve bugüne kadar gitmemekle aslında hiç de bir şey kaçırmadığımı anlamış oldum.Ne kadar öpüşen sevişen varsa hepsini gördüm,sadece 2 saat dans edip oturduğum yerden gözlem yaptım."Vay be,bu da insanlığın başka bir hali" falan diye kendi kendime söylendim.Yanıma gelip saçma salak sorular sormaya yeltenen,hiç tanımadığım Brezilyalılara tip tip baktım,dansa kaldıran arkadaşlarıma direndim,direnemediklerimle beş dakika oynadım ve tekrar yerime oturdum.İzlemesi eğlenceliydi dans edenleri.Fakat kendisi değil.
Birdahaki sefere kısmetse 4 sene sonra.hahahha
-------Türkiye'ye dönmeden bir gece önce okulun yurdunun kapısının önünde ve yağmurun altında Audrey "La Vie En Rose"u söylerken Evaganiya ağlıyordu.Kardeşimle bana bakıp bakıp "Bu ikisinden nasıl ayrılıcam?" diye sordu.Ortamdaki üzgün havayı dağıtmak için saçma espriler yaptım,güldürdüm herkesi.Gitmemiz gerekiyordu ama kimse "Hadi" demeye cesaret edemiyordu.Sonunda saat iyice ilerleyip yapacak bir şey kalmadığında tek tek herkesle vedalaşmaya başladım.Klasik ayrılık lafları ve "Türkiye'ye gelicem"ler söylendi,sevindim ve hatta davet de ettim.En son Gabriel'e geldim.Ki kendisi 25 dursa da 19unda,üçüncü derslerde yan sıra arkadaşım ve sürekli "Gabroşşşş ayyyy" diye diye espriler yapıp sarıldığım bir tip."Gel" diye sarılmak istedim,"No!" diye arkasını döndü."Noldu ya?" dememe kalmadan bi baktım ki ağlıyor.Kıyamam ya,yanaklarından yaşlar nasıl süzülüyo yavruşumun bi görseydiniz!Kafasından öptüm,sarıldım ona."Yine görüşücez" dedim,"Türkiye'ye gel" dedim."Tamam" deyip ağlamaya devam etti,çok tatlıydı çok yaa.Kıyamam.
O zamana kadar ağlamayan ben,herkesi geride bırakıp el sallarken ağlamaya başladım.Zordu.İngiltere'den ayrılmak da tanıdığım onca müthiş insandan ayrılmak da...Zaman uçtu sanki,gitme zamanı geliverdi.
O kadar güzel bir hayat tecrübesi ki kelimelerle anlatmak mümkün değil.Yepyeni hayatlar,maceralar,yemekler,yepyeni yerler,anılar...Ahh ahh!
----------Yeni evimize annemin kapıyı bir iki üç diye saymasıyla girdik.O kadar beğendim ki nasıl anlatsam...Tam bir ikea evi.Hep görüp de "Ayyy böyle olsa ya" dediğim cinsten.En güzel tarafı da paldır küldür yürümek için alanı var,KORİDORU BİLE VAR.Çünkü eski evde odalar arası üç adımdı,burdaysa koridoru banyosu mutfağı falan her yer geniş geniş.Deli gibi büyük balkonu da var,henüz imar izni çıkmadığı için bahçeye çim ekilememiş,balkon kapatılamamış ama...beklerim bee.O kadar güzel ki...
-----------Buluşmam gereken o kadar çok kişi vardı ki,fakat velakin zamanım olmadı çünkü geldiğim hafta yatak döşek grip oldum.Kafamı tutamadım,saçlarımı kestirmeye gittim,beklerken gözlerimden yaşlar aktı,sallanıp durdum grip olan çocuklar gibi.Annem durup durup "Tamam kızım,gidicez kızım" dedi,perişandı halim.Bilimum ilaçları içip uyuyordum.Yaptığım tek şey buydu.Hatta saçlarımı kestirdiğimin ertesi günü eve bissürü misafir geldi,atıyorum beş saat oturdularsa ben sadece 1 saat oturabilmişimdir çünkü gittim ve uyudum binbir özür dileyerek.Duramıyordum ki...Sağolsunlar onlar da çok anlayışlı insanlardır,odaya gelip gelip üstümü örttüler,"Ahh yavruum" diye.Neyse ki şimdi bomba gibiyim Allaha şükür.
Bir de iyileşmem gerekiyordu çünkü yılbaşından bir gün sonra İrina geldi Bursa'ya.3 gün kadar İstanbul'da kaldı,ordan buraya geçti.Yaklaşık olarak 6 gün kaldı bizde.Annemle birbirlerini çok sevdiler-her ne kadar birbilerinin dillerinden anlamasalar da-,dayımla rusça konuştu ve okuduğu okula şaştı kaldı,dolmuşu taksi sanıp arabaya binen adam için "O neden bizimle geliyo?" dedi,inerken "Byyyyee" dedi.Mevlana tekkesine götürdük,sema edenler içeri girer girmez türkçe "Hoş geldiniiiiizzz" deyince tüm teyzeleri güldürdü.Her yeri gezdik birlikte.
Giderken de ağlattı ve de ağladı.Canım benim,yine gelsin...
------Ve şimdi buluşmam gereken o kadar çok insan var ki,ayarlıyorum gücüm yettiği kadar.
Ha bu arada iş başvuruları da yapıyorum tabi.İnşallah çıkıcak bir yerlerden efendim.
Saygılar sevgiler.
9 Ara 2013
Kısa ve net.
Ben aslında korkmuyorum zannediyordum.
Cesurum,altından kalkarım falan diye kendimi gaza getiriyordum.
Fakat ben "Asla evlenmemesi gereken insanlar" kategorisine giriyorum.
Bunu ilgi çekmek ya da bıktırmak için söylemiyorum.Yüzde yüz gerçek ve abartısız.
Çünkü ben kendi içinde düğümleri bir türlü çözemeyen,bir erkeğe anaç bir tavırla yaklaşamayan-yaklaşanlara imrenen- ve onun en ufak şeylerde bile sanki biri ölmüş gibi davranmasına tahammül edemeyen bir tipim.
İlişki nasıl idare edilir bilmem.Bir erkeğin davranışları nasıl alttan alınır bilmem.
Bunları baştan sorguluyorum çünkü bir arkadaşım böyle bi durumla karşılaştı,hemen kendime uyarladım ben olsam napardım diye ve kişisel değerlendirme sonucum yine kırık yine kırık.
Bana "Ben seninle zaman geçirmek istemiyorum" diyen bir erkeğe-ki oldu- asla "Kal" diyecek biri değilim mesela.Aynen şöyle cevap verdim:"Benimle zaman geçirmek istemeyen birini yanımda zorla tutacak halim yok.Git."
Bugün düşündüm,bu kadar sallamaz oluşumun sonunda belki de kimse beni sevmez.
Dedim sonra olur mu öyle şey ya,mutlaka bir sevenim olur.Arkadaş anlamında da,aile anlamında da.
Kafam karıştı.
Evlilik denilince,biri benimle ciddi bir şeyler düşünmek isteyince krize girmiş gibi reaksiyonlar gösteriyorum:Göz kararması,baş dönmesi,el titremesi ve "Hayır yaa" diye inlemeler...Koşarak uzaklaşma hissi...
Bunda korkunun da etkisi var,sıkılma ihtimalinin de...Bulduğunu sanıp aslında bulamamış olmanın da...Özgürlüğün güzel tadının da...
Fakat bildiğim net bir şey var ki ben kesinlikle evlenmesi gereken kızlar kategorisinde değilim.Benim gibi birinin evlenmemesi hatta bir erkek arkadaşının bile olmaması lazım.
Kalp kırıyorum ben çünkü.
Sınırlarını zorluyorum insanın.
Canım yandıkça canını yakacak en güçlü kelimeyi arıyorum.
Yani kısacası gülen yüzüme,hoş sohbetime kanmamak lazım.
Madalyonun her zaman iki yüzü vardır.
Cesurum,altından kalkarım falan diye kendimi gaza getiriyordum.
Fakat ben "Asla evlenmemesi gereken insanlar" kategorisine giriyorum.
Bunu ilgi çekmek ya da bıktırmak için söylemiyorum.Yüzde yüz gerçek ve abartısız.
Çünkü ben kendi içinde düğümleri bir türlü çözemeyen,bir erkeğe anaç bir tavırla yaklaşamayan-yaklaşanlara imrenen- ve onun en ufak şeylerde bile sanki biri ölmüş gibi davranmasına tahammül edemeyen bir tipim.
İlişki nasıl idare edilir bilmem.Bir erkeğin davranışları nasıl alttan alınır bilmem.
Bunları baştan sorguluyorum çünkü bir arkadaşım böyle bi durumla karşılaştı,hemen kendime uyarladım ben olsam napardım diye ve kişisel değerlendirme sonucum yine kırık yine kırık.
Bana "Ben seninle zaman geçirmek istemiyorum" diyen bir erkeğe-ki oldu- asla "Kal" diyecek biri değilim mesela.Aynen şöyle cevap verdim:"Benimle zaman geçirmek istemeyen birini yanımda zorla tutacak halim yok.Git."
Bugün düşündüm,bu kadar sallamaz oluşumun sonunda belki de kimse beni sevmez.
Dedim sonra olur mu öyle şey ya,mutlaka bir sevenim olur.Arkadaş anlamında da,aile anlamında da.
Kafam karıştı.
Evlilik denilince,biri benimle ciddi bir şeyler düşünmek isteyince krize girmiş gibi reaksiyonlar gösteriyorum:Göz kararması,baş dönmesi,el titremesi ve "Hayır yaa" diye inlemeler...Koşarak uzaklaşma hissi...
Bunda korkunun da etkisi var,sıkılma ihtimalinin de...Bulduğunu sanıp aslında bulamamış olmanın da...Özgürlüğün güzel tadının da...
Fakat bildiğim net bir şey var ki ben kesinlikle evlenmesi gereken kızlar kategorisinde değilim.Benim gibi birinin evlenmemesi hatta bir erkek arkadaşının bile olmaması lazım.
Kalp kırıyorum ben çünkü.
Sınırlarını zorluyorum insanın.
Canım yandıkça canını yakacak en güçlü kelimeyi arıyorum.
Yani kısacası gülen yüzüme,hoş sohbetime kanmamak lazım.
Madalyonun her zaman iki yüzü vardır.
27 Kas 2013
Bir "partilerin aranan ismi" olarak ben.
Başlık çok cezbedici biliyorum:Tıklarken,partilerde dans ederken kendimden geçtiğimi,iki günde bir partiden partiye koştuğumu ve eve sarhoş geldiğimi düşündüğünüzü tahmin etmek zor değil.
Sizi hayal kırıklığına uğratacağım için üzgünüm ama gerçekler acıdır.
Etrafımdaki birçok insanı görüyorum,mükemmel bir enerjiyle iki günde bir "Party Nighhht"-"Cameo tonight" modunda,kış ayazında incecik bluz ve topuklu ayakkabılarla koştura koştura clublara gidip birer içki alıp sonra bir tane daha alıp,dayanamayıp şişeyi alıp sabaha kadar dans ediyorlar.
Ha ama durum sandığınız kadar "masumane" bir eğlence anlayışından ibaret değil:Barda tanıştığınız kişilerin sizi ellemeye çalışması ve bu durumdan hoşnutsanız gecenin ikinizden birinin odasında son bulmasına kadar giden uzun bir yol var önünüzde.Ha ama istemem derseniz kimse ısrar etmiyor,özgür bir ülke burası ve seçenekleri çok.Kafaları güzel ve ortamda bu kadar çok "dişi" varken sizin nazınızla kaprisinizle uğraşacağı yerde yüz elli tane daha kız tavlayabilecekleri için zaman kaybetmeden hemen yanınızdan gidiyorlar.
Dün gece bir arkadaşımızın son gecesi olduğu için okulun öğrenci yurdunda toplandık.Israr kıyamet sonucu gittik,akşam saat 9.30 gibiydi,ordan da cluba geçiceklerdi.An itibariyle 8 aydır İngiltere'de yaşıyorum,daha bi cluba gitmişliğim yoktur.Aaaaa nasıl olur yaa falan demeyin çünkü çok ama çok işittim bu cümleyi:Allah bana cluba gitme isteği vermemiş,bunu sadece böyle açıklayabiliyorum.Ben 18 yaşındayken de gitmek istemezdim,sıkılırdım;yaşım 24 ve değişen bişi yok.Özel günler ve geceler için eyvallah tamam hadi gidelim(Ki sadece üniversite mezuniyetimde eve sabah ezanında dönmüşlüğüm vardır,o da özel bi gece olduğundan) ama uzun süre kalmak istemiyorum çünkü ben fasıl insanıyım,pub insanıyım.İnsan gibi yiyip içerken karşımdakini duyabilecek şekilde,boğazımı patlatmadan konuşmak istiyorum.Benim için keyif budur.Siz keyfi clubta alırım derseniz,saygım sonsuzdur.Mesela clubları başka şeylerle ikame ediyorum burda:Yeni yerler görüyorum,yeni publara gidiyorum çünkü çok seviyorum,yeni yemekler yiyorum ve yeni insanlar tanıyorum.Topuklu ayakkabılarla yüksek volume müzikte hiç ama hiç sevmediğim dıptıslar eşliğinde takılmak bana mutluluk vermiyor.
Lise mezuniyetimde de böyleydim.İlk bir saat güzeldi,baya bi oynadık ettik ama artık sarmamaya başlayınca masaya dayanıp etrafı izlemeye başladım.Doğal gözlem yapmak için müthiş yerler,insanoğlunun bambaşka bir yüzü.
Bu arada bir de içki mevzusu var tabi:Ağzıma bir yudum içki vurmuşluğum olmadığından belki de canım sıkılıyor olabilir.Gerçi içki içmeden de oynayabilen bi insan evladıyım,yanıma gelip "İçtin mi?" diye soran da oldu ama clubta değil tabi.Kaliteli bi canlı müziği yeğlerim.
Konuya dönecek olursak:Yurdun mutfağına sistem kurup,içkilerini alıp sarhoş olarak dans eden bu arkadaşları izlerken eğlendim,yarısı da Brezilyalı olduğu için nasıl müthiş dans ettiklerini tahmin edersiniz fakat cluba geçmedim çünkü içlerinden biri,sınıfta yanımda oturan bi İsviçreli sarhoş gözlerle gözünü kırpmadan baktığı gibi,sürekli olarak sırtıma falan dokunmaya çalıştı,yanıma gelip yüzünü yüzüme yaklaştırdı falan,kaçacak yer aradım aman yani.Bir de giderken "Bu geceyi unut" diyo gerizekalı,senin bu mal halini unutmayıp napıcam Allah korusun hahahhaa.
Kişisel olarak çok yakın bulmadığım insanların,hele de bir erkeğin bana dokunmasına katlanamıyorum.Kötü niyetli değildir tabiki,hoş hepsinin sapık olacak hali yok ama huyum bu.Belki bişi demeyen vardır,umursamayan vardır saygım sonsuz ama bana bulaşmayın kardeşim.Ben siz bana dokunmadan da gayet sıcak ve samimi konuşabilirim,iyi vakit geçirebiliriz.
Yani sonuç olarak burdaki herkes dans performansımı merak ediyor,cuma günü zorla cluba götürücekler.Bir kere gitmek istiyordum Türkiye'ye dönmeden,anı olsun diye.
Fakat o gün geldiğinde onlar da partilerin aranan yüzü olmadığımı anlayacaklar.
Hayırlısı.
Sizi hayal kırıklığına uğratacağım için üzgünüm ama gerçekler acıdır.
Etrafımdaki birçok insanı görüyorum,mükemmel bir enerjiyle iki günde bir "Party Nighhht"-"Cameo tonight" modunda,kış ayazında incecik bluz ve topuklu ayakkabılarla koştura koştura clublara gidip birer içki alıp sonra bir tane daha alıp,dayanamayıp şişeyi alıp sabaha kadar dans ediyorlar.
Ha ama durum sandığınız kadar "masumane" bir eğlence anlayışından ibaret değil:Barda tanıştığınız kişilerin sizi ellemeye çalışması ve bu durumdan hoşnutsanız gecenin ikinizden birinin odasında son bulmasına kadar giden uzun bir yol var önünüzde.Ha ama istemem derseniz kimse ısrar etmiyor,özgür bir ülke burası ve seçenekleri çok.Kafaları güzel ve ortamda bu kadar çok "dişi" varken sizin nazınızla kaprisinizle uğraşacağı yerde yüz elli tane daha kız tavlayabilecekleri için zaman kaybetmeden hemen yanınızdan gidiyorlar.
Dün gece bir arkadaşımızın son gecesi olduğu için okulun öğrenci yurdunda toplandık.Israr kıyamet sonucu gittik,akşam saat 9.30 gibiydi,ordan da cluba geçiceklerdi.An itibariyle 8 aydır İngiltere'de yaşıyorum,daha bi cluba gitmişliğim yoktur.Aaaaa nasıl olur yaa falan demeyin çünkü çok ama çok işittim bu cümleyi:Allah bana cluba gitme isteği vermemiş,bunu sadece böyle açıklayabiliyorum.Ben 18 yaşındayken de gitmek istemezdim,sıkılırdım;yaşım 24 ve değişen bişi yok.Özel günler ve geceler için eyvallah tamam hadi gidelim(Ki sadece üniversite mezuniyetimde eve sabah ezanında dönmüşlüğüm vardır,o da özel bi gece olduğundan) ama uzun süre kalmak istemiyorum çünkü ben fasıl insanıyım,pub insanıyım.İnsan gibi yiyip içerken karşımdakini duyabilecek şekilde,boğazımı patlatmadan konuşmak istiyorum.Benim için keyif budur.Siz keyfi clubta alırım derseniz,saygım sonsuzdur.Mesela clubları başka şeylerle ikame ediyorum burda:Yeni yerler görüyorum,yeni publara gidiyorum çünkü çok seviyorum,yeni yemekler yiyorum ve yeni insanlar tanıyorum.Topuklu ayakkabılarla yüksek volume müzikte hiç ama hiç sevmediğim dıptıslar eşliğinde takılmak bana mutluluk vermiyor.
Lise mezuniyetimde de böyleydim.İlk bir saat güzeldi,baya bi oynadık ettik ama artık sarmamaya başlayınca masaya dayanıp etrafı izlemeye başladım.Doğal gözlem yapmak için müthiş yerler,insanoğlunun bambaşka bir yüzü.
Bu arada bir de içki mevzusu var tabi:Ağzıma bir yudum içki vurmuşluğum olmadığından belki de canım sıkılıyor olabilir.Gerçi içki içmeden de oynayabilen bi insan evladıyım,yanıma gelip "İçtin mi?" diye soran da oldu ama clubta değil tabi.Kaliteli bi canlı müziği yeğlerim.
Konuya dönecek olursak:Yurdun mutfağına sistem kurup,içkilerini alıp sarhoş olarak dans eden bu arkadaşları izlerken eğlendim,yarısı da Brezilyalı olduğu için nasıl müthiş dans ettiklerini tahmin edersiniz fakat cluba geçmedim çünkü içlerinden biri,sınıfta yanımda oturan bi İsviçreli sarhoş gözlerle gözünü kırpmadan baktığı gibi,sürekli olarak sırtıma falan dokunmaya çalıştı,yanıma gelip yüzünü yüzüme yaklaştırdı falan,kaçacak yer aradım aman yani.Bir de giderken "Bu geceyi unut" diyo gerizekalı,senin bu mal halini unutmayıp napıcam Allah korusun hahahhaa.
Kişisel olarak çok yakın bulmadığım insanların,hele de bir erkeğin bana dokunmasına katlanamıyorum.Kötü niyetli değildir tabiki,hoş hepsinin sapık olacak hali yok ama huyum bu.Belki bişi demeyen vardır,umursamayan vardır saygım sonsuz ama bana bulaşmayın kardeşim.Ben siz bana dokunmadan da gayet sıcak ve samimi konuşabilirim,iyi vakit geçirebiliriz.
Yani sonuç olarak burdaki herkes dans performansımı merak ediyor,cuma günü zorla cluba götürücekler.Bir kere gitmek istiyordum Türkiye'ye dönmeden,anı olsun diye.
Fakat o gün geldiğinde onlar da partilerin aranan yüzü olmadığımı anlayacaklar.
Hayırlısı.
24 Kas 2013
Anlam veremediğim kadın "türleri"
Kadınları anlamak zor değil ama bir erkek için bazen çok ciddi bir meseleye dönüşebiliyor.Sorun,kadınların mecazi anlam kullanıyor olması."Tamam istersen git" aslında "Gitme" demek falan;erkekler en düz yolu tercih eden basit mekanizmalar oldukları için lafı olduğu gibi alıp "E tamam o zaman" diyebiliyorlar ve sorunlar başlıyor.
Neyse konu bu değil,önden küçük bi "girizgah" vermek istedim:Hemcins olmamıza rağmen benim de anlayamadığım "türde" kadınlar olduğunu söylemem gerekiyor.Örneklerle başlayalım:
1-Yediğini içtiğini fotoğraflamadan rahat uyuyamayanlar:Dünyanın en kötü alışkanlıkları içinde ilk beşte.Tam konuşmanın ortasındayken "Hadi fotoğraf çekinelim" diye telefonlara sarılan,anında paylaşma hastalığı olan cins kadınlardan oluşur.
2-Her yerde yemek yiyemeyen ve uyuyamayanlar:En anlam veremediğim kategorilerden biri.Mesela benim için ortalığı bok götürsün yine de yerim yine de uyurum asla sorun etmem ama bazısı cidden pis olmayan yere bile pis diyor ve hiçbişi yapmak istemiyor yaa.Bu tipler hep en lüks yerlere gitmek,oralarda zaman geçirmek isterler.Salaş ve küçük lokantalar asla işe yaramaz,mutlu olmak için fazlasına ihtiyaçları vardır.
3-Evli olduğu halde Mickey Mouse,Bugs Bunny gibi çizgifilm karakterli tişört giymeye devam edenler:Ben erkek olsam katlanamam.Şu kız halimle görmeye dayanamıyorum,yüzümü falan tırmalıyorum ama onlar giymekten vazgeçmiyor yaa.Gelmişsin 27-28 yaşına,fıstık gibi kocan var ama sende ne var Winnie the Pooh!Hayır arkadaşı falan da mı yok bu tiplerin bi desin ki "ADAM GİBİ Bİ PİJAMA GİY".Tekstil cenneti bi ülkede yaşıyoruz,dünya kadar 3 liraya(param yok diyecekler için yazıyorum bunu) takım pijamalar var.Al bi tane be ablacım,al bitane.Yok ama illa "Ay çok şirin" demeler.Cık cık cık,olmuyo.
4-Anaç tavırlı kadınlar:Bak işte bu hassas bi mevzu.Her kadında biraz anaç bi ruh vardır ki bu abartılmadığı sürece güzel bişidir çünkü erkekler genelde kadınlar kadar dikkat etmezler kendilerine,burda anlaşalım.Benim o kadınlara bi sözüm yok tabiki ama bazıları var ki evlerden ırak,"over-anaç".Her şeyi ama her şeyi bilirler."Bu konuda hiçbir fikrim yok" cümlesini onlardan duymanız asla mümkün değildir,biri size bişi sorarken araya giriverirler,"Yok o öyle değil,sen bi beni dinle" yaparlar.Daha fazla konuşmayayım bu konuda,siz beni anladınız.
5-Kocası evdeyken bilgisayar oyunu oynayanlar:Elbetteki bir nedeni vardır,kendilerine göre haklı olabilirler.Ne bileyim adam öküzdür,hiçbi şeyden anlamıyodur ya da sevmiyosundur kocanı,konuşmak dahi gelmiyodur içinden tamam bak onu anlarım çünkü zor şartlar altında zorla evli kalan çok kadın var.Fakat genel olarak bi sorun yok ve gayet de vakit geçirebileceğin biri varsa yanında o oyunu oynamak niye be kadın?Adam bişi soruyor,"Bi dakka dur oyun bitmek üzere" haydaaaaaa!Ne bileyim bana saçma geliyor sevdiğin insanla aynı evde olup da paylaşıcak bir şeyinin olmamasının insanın.
6-Bir tırnağı kırıldı diye diğer dokuzuna da kıyanlar:Kendi adıma,eğer biri kırılırsa "Öf kırıldı ya" diye atıp diğerlerine bakmayan bi insan olduğum için tuhaf bulduğum kadın grubudur.
7-Sürekli kıyafetlerden bahseden kadın grubu:Böyle biriyle tanıştım ve konuşmamız yaklaşık 5 dakika kadar sürdü.Çünkü kıyafet,moda ve pırlantalar dışında anlatıcak hiçbir şeyi ya da bir hayat görüşü yoktu.Ne bileyim yaa,onları da seven vardır.Herkes ayrı bi hikaye ne de olsa.
Annem ikiz bebeklere hamile kaldığını öğrenince İpek'i kız,beni erkek beklemişler.
Ondan işte İpek'in daha duygusal,benim daha mantıklı oluşum.
Ondan işte benim daha bi "erkek bakış açısı"nı zaman zaman(her zaman değil) doğru buluşum,dümdüz oluşum.
Bu yazdıklarım da onlara örnek.
Neyse konu bu değil,önden küçük bi "girizgah" vermek istedim:Hemcins olmamıza rağmen benim de anlayamadığım "türde" kadınlar olduğunu söylemem gerekiyor.Örneklerle başlayalım:
1-Yediğini içtiğini fotoğraflamadan rahat uyuyamayanlar:Dünyanın en kötü alışkanlıkları içinde ilk beşte.Tam konuşmanın ortasındayken "Hadi fotoğraf çekinelim" diye telefonlara sarılan,anında paylaşma hastalığı olan cins kadınlardan oluşur.
2-Her yerde yemek yiyemeyen ve uyuyamayanlar:En anlam veremediğim kategorilerden biri.Mesela benim için ortalığı bok götürsün yine de yerim yine de uyurum asla sorun etmem ama bazısı cidden pis olmayan yere bile pis diyor ve hiçbişi yapmak istemiyor yaa.Bu tipler hep en lüks yerlere gitmek,oralarda zaman geçirmek isterler.Salaş ve küçük lokantalar asla işe yaramaz,mutlu olmak için fazlasına ihtiyaçları vardır.
3-Evli olduğu halde Mickey Mouse,Bugs Bunny gibi çizgifilm karakterli tişört giymeye devam edenler:Ben erkek olsam katlanamam.Şu kız halimle görmeye dayanamıyorum,yüzümü falan tırmalıyorum ama onlar giymekten vazgeçmiyor yaa.Gelmişsin 27-28 yaşına,fıstık gibi kocan var ama sende ne var Winnie the Pooh!Hayır arkadaşı falan da mı yok bu tiplerin bi desin ki "ADAM GİBİ Bİ PİJAMA GİY".Tekstil cenneti bi ülkede yaşıyoruz,dünya kadar 3 liraya(param yok diyecekler için yazıyorum bunu) takım pijamalar var.Al bi tane be ablacım,al bitane.Yok ama illa "Ay çok şirin" demeler.Cık cık cık,olmuyo.
4-Anaç tavırlı kadınlar:Bak işte bu hassas bi mevzu.Her kadında biraz anaç bi ruh vardır ki bu abartılmadığı sürece güzel bişidir çünkü erkekler genelde kadınlar kadar dikkat etmezler kendilerine,burda anlaşalım.Benim o kadınlara bi sözüm yok tabiki ama bazıları var ki evlerden ırak,"over-anaç".Her şeyi ama her şeyi bilirler."Bu konuda hiçbir fikrim yok" cümlesini onlardan duymanız asla mümkün değildir,biri size bişi sorarken araya giriverirler,"Yok o öyle değil,sen bi beni dinle" yaparlar.Daha fazla konuşmayayım bu konuda,siz beni anladınız.
5-Kocası evdeyken bilgisayar oyunu oynayanlar:Elbetteki bir nedeni vardır,kendilerine göre haklı olabilirler.Ne bileyim adam öküzdür,hiçbi şeyden anlamıyodur ya da sevmiyosundur kocanı,konuşmak dahi gelmiyodur içinden tamam bak onu anlarım çünkü zor şartlar altında zorla evli kalan çok kadın var.Fakat genel olarak bi sorun yok ve gayet de vakit geçirebileceğin biri varsa yanında o oyunu oynamak niye be kadın?Adam bişi soruyor,"Bi dakka dur oyun bitmek üzere" haydaaaaaa!Ne bileyim bana saçma geliyor sevdiğin insanla aynı evde olup da paylaşıcak bir şeyinin olmamasının insanın.
6-Bir tırnağı kırıldı diye diğer dokuzuna da kıyanlar:Kendi adıma,eğer biri kırılırsa "Öf kırıldı ya" diye atıp diğerlerine bakmayan bi insan olduğum için tuhaf bulduğum kadın grubudur.
7-Sürekli kıyafetlerden bahseden kadın grubu:Böyle biriyle tanıştım ve konuşmamız yaklaşık 5 dakika kadar sürdü.Çünkü kıyafet,moda ve pırlantalar dışında anlatıcak hiçbir şeyi ya da bir hayat görüşü yoktu.Ne bileyim yaa,onları da seven vardır.Herkes ayrı bi hikaye ne de olsa.
Annem ikiz bebeklere hamile kaldığını öğrenince İpek'i kız,beni erkek beklemişler.
Ondan işte İpek'in daha duygusal,benim daha mantıklı oluşum.
Ondan işte benim daha bi "erkek bakış açısı"nı zaman zaman(her zaman değil) doğru buluşum,dümdüz oluşum.
Bu yazdıklarım da onlara örnek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)